Şirin: “Milli Görüş Kudüs’ü savunmak demektir”
23 Kasım 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM
Kategori Manşetler

Saadet Partisi Esenler Gençlik Kolları’nın düzenlediği haftalık Pazar konferansına katılan Nurettin Şirin, Milli Görüş’ün Filistin konusundaki duyarlılığından bahsetti.
Sabah namazı sonrası ilçe merkezinde yapılan kahvaltının ardından gerçekleştirilen konferansa yaklaşık yüz kişi katıldı. Duygulu bir konuşma yapan Şirin, “Erbakan yıllardır Siyonizmin nasıl bir şey olduğunu insanlara anlatıyor. O’nun konuşmalarında yaptığı Siyonizm vurgusunun önemini şimdilerde daha iyi anlıyoruz” dedi. Osmanlı Padişahı Abdulhamid’in Filistin için kendisini feda ettiğini söyleyen Şirin, “Abdulhamid, Filistin’i verelim Osmanlıyı kurtaralım demedi. Bu hançerin gelip kendisine saplanacağını da biliyordu. Osmanlıya neye mal olacağının da farkındaydı ama Allah ve Resulü’nün emanetini canı pahasına müdafaa etti” şeklinde konuştu.

“Siz Abdulhamid’in torunlarını, Osmanlı çocuklarını bitirebildiniz mi seviniyorsunuz? Biz Selahaddin gibi Kudüs’e bir daha geleceğiz, Allah bunu müjdeliyor” diyen Şirin, “Milli Görüş hareketi Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı kurtarmak için kurulmuş bir harekettir. Milli Görüş demek Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın yanında olmak demektir. Kudüs’ü savunmak demektir” ifadelerini kullandı. 12 Eylül, 28 Şubat gibi olayları ‘Siyonist komplosu’ olarak niteleyen Şirin, “Milli Görüş 1969 yılında hayata girdiğinde Siyonistler boğazlarının sıkıldığını hissettiler ve Türkiye’de Milli Görüş’ü bitirmek için böyle dolaplar çevirdiler ama bitiremediler” dedi.
GDO: İnsanlığa saldırı
06 Kasım 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM
Kategori Manşetler

Genetiği Değiştirilmiş ürünlerin ve yemlerin üretim ve tüketimini meşrulaştıran yönetmelik hakkında açtıkları iptal davası hakkında bilgi veren Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer; “Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ülkemizde üretilmesi ve tüketilmesine izin veren yönetmelik, Türkiye’nin bağımsızlığını dört şirkete terk etmektir” dedi.
GDO Yönetmeliği hakkında Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin açtığı iptal davasını değerlendiren Kemal Özer, düzenlediği basın toplantısında şu görüşlere yer verdi:
“26.10.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ve GDO’yu meşrulaştıran yönetmelik; Anayasa’nın 5, 7, 8, 17, 45, 56, 124 ve 169 maddelerine aykırı olduğu gibi tüketicilerin BM Evrensel Tüketici Hakları Beyannamesi ile Avrupa Tüketici Hakları Bildirgesi’nin tüketicilerin bilgi edinme ve bilgi alma ve sağlıklarının korunması ilkelerine; Rekabet Kanunu, Tüketici Kanunu, Gıda Kanunu, Sağlık Bakanlığı’nın Kuruluş Kanunu, Orman ve Çevre ile ilgili Kanunlara ve de Etiket mevzuatına tümüyle aykırıdır. Bu nedenler çerçevesinde yönetmeliğin tümüyle iptali için Danıştay’a dava açtık.
Türkiye, 26 Ekim’de yayınladığı GDO yönetmeliği ile geleceğimiz, genetik tohum üretici ve pazarlayıcısı Monsanto, DuPont, Pionerr, Syngenta, Bayer ve Hazera gibi uluslararası şirketlerin insafına terk edilmiştir. Yani 26 Ekim Türkiye’nin geleceği açısından bir milattır ve kara bir gün olarak tarihe geçmiştir.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak dünyanın hiçbir yerinde GDO’lu ürünlerin üretilip tüketilmesine razı olmadığımız gibi sıradan ve sığ bir düzenleme olan bu yönetmelik ile GDO’nun ülkemizde yasallaştırılmasını da kabul etmemiz imkânsızdır. GDO, başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada tümüyle yasaklanması gereken bir belâdır. Çünkü GDO, insanlar ve diğer tüm canlıların sağlığını güvenliğini ve geleceğini ve hürriyetlerini tehdit etmektedir.
İnsanlığın ortak mülkü olan tohumları tescil ederek mülkiyetlerine geçiren GDO’cuların sözcülüğü ve taşeronluğunu yapan kimi çevreler, gıdaların yetersizliğinden ve dünyanın mevcut nüfusu besleyemediğinden dem vurmakta ve GDO’nun zararsız olduğunu iddia etmektedirler. Hatta GDO’ya karşı çıkan duyarlı ve vicdan sahibi çevrelere ‘GDO’nun zararlı olduğunu ispat edin’ demektedirler. Hâlbuki bir ürünün zararlı olduğunun tüketici tarafından ispatı değil, üretenin o ürünün zararsız ve hatta yararlı olduğunu ispat etmesi gerekir. Bu şekilde bir mantıkla toplumu aldatmaya çalışıyorlar.
Bugün dünyada her yıl açlık sınırının altında yaşayanların tümünü birkaç yıl doyuracak miktarda üretim fazlası vardır. Mesela dünyanın 168.397.000 ton buğday, 89.911.000 ton pirinç fazlası varken, açlıktan söz edilmesi göstermektedir ki sorun; GDO için zorunluluk olarak gösterilen eksik üretim değil adil paylaşım sorunudur.
Tüm bu gerçekler ortada iken Türkiye, yangından mal kaçırırcasına GDO’cuların dışında hiç kimsenin görüşüne müracaat edilmeden çıkarılan yönetmelikle bağımsızlığından vazgeçilmekte ve insanlığın geleceği birtakım güçlere peşkeş çekmektir. Bu karara imza atanları, ne tarih ne de insanlık affetmeyecektir.
GDO’cular açısından Türkiye tümüyle fethedilememiş bir ülke idi. Yeni yönetmelikle artık GDO’cular hedeflerine hızla ilerleyeceklerdir. Dünya, GDO belasından kurtulmak için var gücüyle çabalarken Türkiye, yine hep olduğu üzere tersine hareket edip kendi kalesine gol atmıştır.
Bilim çevrelerinin söylediği gibi şu gerçektir ki; GDO ile bitkiler kısırlaştırıldığı gibi hayvanlar ve insanlar da kısırlaştırılmakta, immün sistemi zayıflatılarak her türlü hastalığa açık hale getirilmekte, farklı canlıların genleri birbirine karıştırıldığı için doğal yapısı bozulmuş insan doğumlarına, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok ölümcül hastalıkların artışınadır.
Bu yönetmelik insanlığın geleceği açısından kamu yararı değil kamu zararı gözetmektedir.
Bizlerin buna razı olmamızı kimse beklemesin ve buna asla izin vermeyeceğiz. Mücadelemiz tâki bu ülkenin Meclisi’nin GDO’yu tümüyle yasaklamasına kadar devam edecektir!
Ancak şunu da belirtmeliyiz ki: Tarım Bakan’ı tarihi bir hata yapmakla yetinmeyip kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye devam ediyor! Öyle inanıyoruz ki Sayın Başbakan’ı GDO’yu yasakladıklarına inandırmışlar. Başbakan’da GDO’yu yasakladık diyorsa zararlarını kabul ediyor demektir. Bu durumda şunu sormamız gerekiyor. Bu nasıl bir yasaklamadır? Yönetmelikle Kurul ihdas edildiği ne zaman görülmüştür? Yasaklamak için sayfalarca yönetmelik mi yayınlamak gerekiyor. Bu yönetmeliğin neresinde çocuk mamaları gibi küçük istisnalar hariç yasak kelimesi geçmektedir? Mademki yasakladınız neden yüzde 0,9’un altında GDO içeren ürün GDO’suz sayılıyor? Neden GDO’suz ürün üreten etiketine ‘GDO’suz dur’ diye yazamıyor? Yasaksa, hukuki dayanaktan yoksun kurul neden ihdas edildi? Kurul’a neden zararları açıklama yetkisi verilmedi ve yasaklandı? GDO’nun zararlı olduğunun beyanı neden kurula değil de üreticinin insafına terk edildi?
Bu yönetmelik ileri düzeyde kamu zararı gözetmektedir. Ayrıca uluslararası sözleşmeler, anayasa ile tüketici, rekabet, sağlık ve gıda kanunu başta olmak üzere hukuka aykırılığı ve de inanç özgürlüğü ile bağdaşmamasından dolayı Danıştay’ın tümüyle iptal edeceğine inancımız tamdır.”
GDO Yönetmeliği İptal Davası Dilekçesi
İnsani olan her şeye düşmanlar
06 Kasım 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM
Kategori Manşetler

İnsani olan her şeye düşmanlar
Genetiği Değiştirilmiş Gıdalarla alakalı yeni düzenlemeler içeren yönetmelik değişikliği son günlerde kamuoyunda büyük yer tutmaya devam ediyor. Önceki gün bir açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, söz konusu yönetmeliğin bunu teşvik etmediğini ve hatta engellediğini söyleyerek olaya yeni bir boyut kazandırdı. Peki, kısaca GDO şeklinde ifade edilen Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar ne gibi tehlikeleri beraberinde getiriyor? İnsanlık tarihinin en büyük zulümlerinden birini oluşturan bu GDO’lar kimin eseri? İşte tüm detayları ile Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar (GDO) dosyası…
DOĞAL YAŞAM VE ÜRÜNLER KÜRESEL ŞİRKETLERİN ELİNE GEÇİYOR
Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “Genetiği değiştirilmiş organizma” (GDO) deniyor. 1970′lerde başlayan, 80′lerden itibaren hızlanan bitki biyoteknolojisinde genetiği değiştirilmiş ilk ürün 1996′da Amerika’da üretildi. 1996′da 6 ülkede 1.7 milyon hektarlık bir alanda başlayan GDO’lu ekim, günümüzde 25 ülkede 125 milyon hektarlık alanda yapılıyor. GDO’yu savunan küresel şirketler ile birlikte ABD ve İsrail, bu ürünlerin dünyadaki açlığı bitirmek için tek çözüm olduğunu dile getiriyorlar. Oysa GDO’ya karşı dünya çapında örgütlenen sivil toplum kuruluşları, GDO’nun açlığa çözüm olmadığı, aksine doğal yaşamın çok uluslu şirketlerce patent altına alınarak, güney ülkelerinin ve tarım nüfusunun sömürüye açık hale getirildiğini savunuyorlar.
SİYONİSTLER BU KİRLİ İŞİ DE ELLERİNDE TUTUYORLAR
Dünyada başta silah sanayi olmak üzere birçok sektörü elinde tutmaya çalışan dünya Siyonizm’i GDO’ların gelişimini de elinde tutuyor. İşgal ettiği topraklardaki genetik tarlalarda harıl harıl çalışan İsrailli bilim adamları özellikle gelişmekte olan ülkeler gibi pazarlar sayesinde ‘Siyonizm’e milyar dolarlar kazandırıyorlar. Türkiye’nin İsrail’den ithal ettiği GDO’lar ise milyon tonları buluyor. Hazera Tohumculuk Şirketi ile Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin ortak çalışması olan ‘yerel tohumunuzu getirin, bilgisayar’ı götürün’ projesi de Siyonistlerin gerçek yüzlerini ortaya koymaları açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. İbranicede ‘tohum’ demek olan Hazera’yı kendisine isim olarak seçen Hazera Genetics isimli şirket, 1938’lerde İsrail’de bir kooperatif olarak işe başlamıştı. Bu şirket 2004 yılında Türkiye’de Hazera Tohumculuk adıyla Fransız Vilmorin şirketine bağlı olarak kuruldu. Şirketin küresel bağlantılarının yanı sıra Türkiye’de sebze tohumunda iddialı bir şirket olan Seminis’in de yine küresel bir şirket olan Monsanto tarafından alınması ile sebze tohumu pazarı ağırlıklı olarak uluslararası Biyoteknoloji şirketlerinin eline geçti. Bu da Türkiye dahil GDO’lara teslim olmuş tüm ülkelerin Siyonistlere büyük kazançlar sağladığını ortaya koyuyor.
İNSANLIĞA DÜŞMAN BİR TEKNOLOJİ
Genetiği değiştirilen gıdalar, tam anlamı ile insanlığa ve dünyaya karşı tehlike saçıyorlar. Uzmanlar, genetiği değiştirilmiş gıdaların böcekleri ve kuşları öldürdüğünü vurgulayarak bu konuya çözüm getirilmezse insanların da ölümle karşı karşıya kalacaklarını öne sürüyorlar. GDO’lar normal ve organik tarımı tehdit ediyor. Ne kadar uzak alanda olursa olsun rüzgar ve arılar yoluyla organik ürünlere de bulaşıyor ve GDO’lu tarım yapılan alanlardaki haşereleri yiyen kuşların türünü tüketiyorlar. Bu da bioçeşitliliği yok ediyor. GDO’lu ekinler, tozlaşma yoluyla aynı türden akrabalarının da genlerini değiştirebiliyor. Diğer taraftan gen teknolojisi sürecinde, her hangi bir canlı organizmanın içine, bir başka canlının gen yapısına yerleştirilme sürecinde, o genin korunması için antibiyotik kullanılıyor. Dolayısıyla, zincirdeki son halka olan insan, bunu yediği zaman ister istemez antibiyotik almış oluyor. Ayrıca GDO’lu ürünlerin hemen hemen %70’ine yakınının kuraklığa ve böceğe dayanıklılık sağlanması amacıyla, böcek ilacı içerdiğini belirten GDO uzmanları, böcek zehri aktarılmış bir mısırı yiyen bünyede toksik etkiler ortaya çıkacağını söylüyorlar.
TOPRAĞIN YAPISINI BOZUYOR, BİR DAHA EKİM YAPILAMIYOR
Diğer taraftan genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların toprağın yapısını da bozduğu biliniyor. Teknolojik müdahaleler ile değişikliğe uğratılmış mikroorganizmalar, asıl ve hayati öneme haiz olan toprak bünyesindeki mikroorganizmaları olumsuz yönde etkileyerek mikro dengeyi bozuyor ve hatta birçoğunun yok olmasına sebebiyet veriyor. Genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilen ürünlerin tekrar tohum olarak kullanılamaması nedeniyle, tarımsal üretimde en temel ve en eski yöntemlerden olan, kendi ürününden tohum elde etme imkânının ortadan kalması neticesinde, bu tür tohum üreten ülke veya firmalara bağımlı hale gelinmesi ve tohum fiyatlarının yükselmesi gibi ciddi sakıncaların kaçınılmaz olacağı, ileri sürülen görüşler arasında.
ÇİFTÇİLİK TAMAMEN KÜRESEL ŞİRKETLERE KALACAK, TARIM BİTECEK
GDO’lu ürünlerin tohumları, GDO’lu olmayanlara göre inanılmaz oranlarda daha pahalı ve üstelik her yıl yenilenme zorunluluğu var. Fiyatının yüksek olması ve bir süre sonra iyice tekelleşecek olan firmaların fiyat oynamaları nedeniyle tohumluk alımını uzun süre devam ettiremeyecek olan küçük çiftçilerin yok olacağı öngörülüyor. Diğer taraftan domuz geni karıştırılmış ürünler Müslümanlar için felaketin habercisi. İnsan sağlığına zararlarından dolayı İsviçre, Polonya, Tayland, Suudi Arabistan, Bolivya, Cezayir, Gana, Zambiya ve Gürcistan gibi ülkeler bu suni tohum ve benzeri maddelerin tarlalarda ekilmesini tamamen yasakladılar. Fransa, Hollanda ve İtalya gibi ülkeler ise tüm GDO’lu ürünlerin ülkelerine girişini yasakladılar.
fatihinnesli.com / M.Mustafa UZUN
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) - VİDEO
İHH Kurban’da 120 ülke ve bölgede
06 Kasım 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM
Kategori Manşetler
İHH, “Kurban İyiliği Yaşatmaktır” sloganıyla Kurban çalışmalarını başlattı. Vakfımız bu yıl dünyada 120 ülke ve bölge ile Türkiye’de 50 ilde kurbanlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak. Kurban bağış bedeli ise 250 TL.
18 yıldır hayırseverlerin Kurban bağışlarını yerine ulaştıran İHH İnsani Yardım Vakfı, bu yıl da bayramı milyonlarca Müslüman’la eda etmek için kurban çalışmasına başladı. İHH, her yıl olduğu gibi bu yıl da savaş, çatışma, doğal afet, açlık ve kuraklığın yaşandığı coğrafyalar ile Müslümanların azınlık durumunda olduğu ülkeler başta olmak üzere toplam 120 ülke ve bölge ile 50 ilimizde kurban kesecek.
Öncelik kriz ve çatışma bölgelerinde
İHH’nın Kurban organizasyonunda önceliği muhacir kampları, savaş ve doğal afet mağdurları, yetim yurtları, yetim aileleri, yaşlılar, kimsesizler, dullar, toplumun yoksulluk çeken kesimleri, okullar, medreseler ve hastaneler alıyor. Bu arada İHH tarafından belirlenen 250 TL’lik kurban bağış bedelinin açıklanmasının ardından hayırseverlerimizin ilk bağışları vakfımıza ulaşmaya başladı.

Kurban kesimleri yurt içinde de yoğun olacak
Yurt dışında gerçekleştirilecek olan Kurban organizasyonunun yanı sıra çalışmalarımız Türkiye’de de aynı yoğunlukta gerçekleştirilecek. İHH, bu sene Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki iller başta olmak üzere Anadolu’nun farklı bölgelerindeki ihtiyaç sahibi insanlarımıza kurban eti dağıtımı yapacak. İHH Yurtiçi Yardımlar Birimi, kurban kesimi yapılacak ve dağıtılacak bölgeleri tek tek tespit etti. Tanışma, paylaşma ve yardımlaşma vesilesi olan Kurban’da yine Müslümanların yüzleri İHH’nın Kurban organizasyonu ile gülecek.

Kurban Müslümanları birbirine yaklaştırıyor
İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Kurban’ın Müslümanlar arasındaki kardeşlik, paylaşma ve dayanışma duygularını güçlendirdiğini söyledi. Ağırlıklı olarak İslam ülkelerinde kurban kestiklerini hatırlatan Yıldırım, Müslümanların azınlıkta olduğu ülkelerde de kurban kestiklerini, böylelikle buralardaki Müslümanlara da Kurban Bayramı’nın coşkusunu yaşattıklarını kaydetti. Yıldırım, Kurban çalışması amacıyla gittikleri ülkelerde Müslümanların sıkıntılarını daha yakından gördüklerini ve daha sonra da bu problemleri çözmek için çeşitli projeler başlattıklarını anlattı. Kurban bedelini 250 TL olarak belirlediklerini ifade eden Yıldırım şunları söyledi: “Ortadoğu’dan Afrika’ya, Balkanlardan Uzakdoğu’ya, Orta Asya’dan Latin Amerika’ya kadar dünyada 120 ülke ve bölgede, Türkiye’de ise 50 ilimizde yoksulun, kimsesizin ve yetimin yüzü gülsün diye Kurban’la iyiliğe ortak olalım diyoruz.”
“Rojin başörtüsüyle üniversiteye gidebilsin”
06 Kasım 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM
Kategori GÜNDEM

Saadet Partisi Esenler Gençlik Kolları’nın “Barış ve Kardeşlik için Gönüllü Birliktelik” Konferansında konuşan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu 12 Eylül darbe anayasasının acilen değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Kürt sorunundaki tartışmaların “Rojin Kürtçe şarkıları TRT Şeş’te mi yoksa Roj Tv’de mi söylesin” sorusu çerçevesinde şekillendiğini vurgulayan Hatipoğlu, “Biz ise Saadet Partisi olarak “Rojin başörtüsüyle üniversiteye gidebilsin diyoruz” şeklinde konuştu.
Saadet Partisi İstanbul Gençlik Kolları’nın il genelinde başlattığı Gönüllü Birliktelik Konferanslarının Esenler ayağı gerçekleştirildi. Esenler Belediyesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansa Saadet Partisi İl Başkan Yardımcısı A. Sezai Bağçe, İl Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Arar, diğer siyasi parti ve STK’ların temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Saadet Partisi Esenler İlçe Başkanı Burhan Kocaman’ın açılış konuşmasının ardından söz alan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ö. Vehbi Hatipoğlu, “Türkiye’nin yeni, sivil, demokratik bir anayasaya olan ihtiyacını bu günlerde çok daha iyi anlayabiliyoruz. 12 Eylül darbe anayasası acilen değiştirilmeli. Bütün toplum kesimlerinin hak ve özgünlüklerini güvence altına alan yeni bir anayasa yapılmalı” dedi.
Türkiye’nin bir hukuki reform sürecinden geçmesinin gerektiğini ifade eden Hatipoğlu, Demokratik Açılım Süreci çerçevesinde yapılan tartışmalara da değinerek, “Tartışmanın muhteviyatı Rojin Kürtçe şarkıları TRT Şeş’te mi yoksa Roj Tv’de mi söylesin sorusu etrafında şekilleniyor. Biz ise Rojin’in kendi kimliğini muhafaza ederek Buşörtüsüyle üniversiteye gidebilsin diyoruz. Bizim Saadet Partisi olarak diğer partilerden farkımız bu” şeklinde konuştu.
Adalette çifte standart hakim
Adaletteki çifte standartlardan bahseden Hatipoğlu insanların artık adalete güveninin kalmadığını söyleyerek, “Diyarbakır’da askeri bir silahla cesedi parçalanan 12 yaşındaki Ceylan için olay yerine gitmeyen savcı, PKK’lıları karşılamak için sınıra gidiyor. Bu çok ciddi bir çifte standarttır” şeklinde konuştu.
Avrupa’yı boş ver kulağını Anadolu’ya ver
Demokratik Açılım sürecinin iyi yönetilmediğinden bahseden Hatipoğlu şöyle konuştu: “Eskiden Başbakan topu taca atmaya çalışıyor diye eleştiriliyordu. Ama gelinen noktada görüyoruz ki artık top Başbakan’ın ayağından çıkmıştır. Eğer demokratik bir mücadele verilecekse bu Avrupa’nın veya Amerika’nın direktifleriyle olmamalıdır. Biz kendisine Sayın Başbakan’a sesleniyoruz, Avrupa’yı boş ver, kulağını Anadolu’ya ver. Millet zaten bu kanın durmasını istiyor. Benim çocuklarım dağlarda ölmesin, kaynaklar heba edilmesin istiyor “









