AGD Kutlu Doğum Etkinlikleri

30 Nisan 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM  
Kategori Haberler

Anadolu Gençlik Derneği’nin (AGD) , İstanbul’da, 27 Nisan’da yapacakken aynı gün Bostancı’da gerçekleştirilen terör operasyonu sebebiyle Emniyet Müdürlüğü tarafından iptal edilen Kutlu Doğum 2009 programı 4 Mayıs’ta yapılacak. AGD İstanbul Şubesi tarafından icra edilecek Kutlu Doğum 2009 Bostancı Gösteri Merkezi’nde saat: 20:00’da başlayacak.

Gece’ye şiirleriyle katılacak Dursun Ali Erzincanlı ve Seyfullah Kartal’ın yanı sıra Tasavvuf Musikisi konseri; Semazen gösterisi; İshak Danış ve Ahmet Naim İnce’den Kuran-ı Kerim tilaveti; Sinevizyon gösterileri olacak. Geceye ayrıca sürpriz konukların da katılacağı belirtiliyor.

Haber 5

Kur’an’ın sadâsı AGD ile duyuldu

30 Nisan 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM  
Kategori GÜNDEM

Kur`an-ı Kerim`de birleşip `Sada-yı Kur`an ile gönülleri fethedelim` sloganıyla yola çıkan, gün geçtikçe yeni açılımlara imza atan Anadolu Gençlik Derneği tarafından hazırlanan Türkiye`nin dört bir yanında organize edilen `Sada-yı Kur`an`ın (Bayanlar arası Kur`an-ı Kerimi güzel okuma yarışması) İstanbul finali önceki günlerde gerçekleştirildi.

Çarşamba günü Fatih Zübeyde Hanım Kültür merkezinde organize edilen “Kutlu Doğum” programında yarışmanın sonuçları açıklanarak ödül töreni gerçekleştirildi. Yoğun ilginin olduğu programda Peygamber Efendimiz okunan Aşr-ı Şeriflerle anılırken 10 yaşındaki Merve Mert’in okuduğu Peygamber Efendimiz için yazılan `40 yaşındasın` şiiri salonda bulunan herkese duygu dolu anlar yaşattı. Ayrıca program dahilinde izleyiciler karşısına çıkan İlahi grubu ve Ney dinletisi büyük ilgi gördü.

En büyük Kitabı, gençlerimizle buluşturmak istiyoruz

Kur’an-ı Kerim okunarak açılan program gelenekselleşen Sada-yı Kur’an yarışmasının ilk birincisi Hatice Yıldız’ın tilaveti ile başladı. Daha sonra programın açılış konuşmasını yapan AGD İstanbul Şube Hanım Komisyon Başkanı Zeynep Anıl Eren; “Bu programlarla gençlerimizi, insanımızı Kur’an’la yeniden buluşturmak, yeniden tanıştırmak istiyoruz.” dedi.

Kur`an-ı Kerim`in süsü de güzel okumaktır

Eren, `Çünkü biz milli manevi değerlere sahip, şuurlu, inançlı, şahsiyetli yaradılış gayesinin, kulluk vazifelerinin bilincinde, çalışkan yürekli, yapıcı ve hakkı üstün tutan gençliği yetiştirmenin mücadelesini veriyoruz. Peygamber efendimiz, `Her şeyin bir süsü vardır. Kur`an-ı Kerim`in süsü de güzel okumaktır.` buyurmuştur. Ve kendisi de Kur`an-ı Kerim`i, güzel okuyanlardan dinlemeyi severdi.` diye konuştu.

İstanbul`u, Esra Aksoy temsil edecek

Esra Aksoy’un birinci olduğu yarışmada; Aslı Aktoprak ikinci, Vildan Yıldız üçüncü sırayı aldı. Dört ve beşinci sırayı ise Şerife Kırkıl ve Mervenur Karabüber paylaştı. Yarışmada birinciliği kazanan Esra Aksoy, `Sada-yı Kur`an` Türkiye Finali`nde İstanbul`u temsil edecek. Programda ödülleri verilen İstanbul İl finalistleri, muhteşem bir Kur`an-ı Kerim ziyafeti gerçekleştirdi. Yapılan organizasyonda katılan tüm yarışmacılara Sertifika verlirken, misafir olarak gelen herkese de karanfil ve “Selamın Risalesi” kitapçığı dağıtıldı.

Haber 5

Peygamberler Şehri Urfa

30 Nisan 2009 Yazan Gizli Bahce  
Kategori Manşetler

Rahman ve Rahim olanın adıyla
Rahmanın Selamı ,Rahmeti,Bereketi,Feyzi üzerinize ve üzerimize olsun.

Kimilerine göre Peygamberler Şehri, kimilerine göre Kutsanmış Şehir…

Urfa…

Evet Urfa dan bahsediyorum.Urfa yıllardır peygamberler şehri olarak tabir edilmiştir.Bu tabirin sebebi de malumunuz üzere Hz.İbrahim in doğduğu şehir,Yakup ,Eyyub, Şuayb ve Musa peygamberlerin yaşadığı kent olması hasebiyle bu unvanı almıştır.

Urfa ,tarihiylede kültürü ve medeniyetin dünyaya yayıldığı yer olarak kabul görmüştür.

Urfa şehrini sizlere anlatırken öncelikle beni çok etkileyen Hz.İbrahim in doğduğu mağara,ateşe atıldığı yerde oluşan Halil –ur Rahman ve Ayn Zeliha gölleri ,Hz.Eyyub un makamı ,Urfa kalesi ve daha nicelerini anlatmak isterim.

Balıklıgöl ve İbrahim Makamı: Hepimizinde bildiği üzere Hz.İbrahim,devrin zalim hükumdarı Nemrut ve puta tapanlarla mücadele etmiştir.Putları kırıp,halkı Tek Tanrı inancına çağırması Nemrut u kızdırmış ve kendisine başkaldıran Hz.İbrahim i büyük bir odun yığını hazırlatıp burada yakmak istemiştir.Bunun için bölgede bulunan tüm odunlar toplanır ve devasa bir odun yığını oluşur ve mancınıkla İbrahim a.s. bu ateşe atılır.

Ateş Allah u Teala nın emri ile :”Ey ateş!İbrahim (a.s.)a karşı soğuk ve selamet (zararsız) ol.” Dedik. (Enbiya-69.)

Ayeti Celil’e de buyrulduğu gibi ateş İbrahim as. İçin serin olmuş göle ve gülbahçesine dönüşmüş,odunlarda balık olmuştur.Buraya Halil-ur Rahman gölü yani Balıklıgöl ve Nemrut un evlatlığı olan Zeliha nın da ardından ateşe atılması ki bir rivayete görede Zeliha nın gözyaşlarıyla bir göl oluşur ve bu göl Ayn Zeliha adını alır.

Hz. Eyyub makamı ise:Hz.Eyyub un hastalığını çektiği mağara ve yıkandıktan sonra şifa bulduğu şifalı suyun çıktığı kuyudur.Hz. Eyyub Urfa da bulunan bu mağarada yedi yıl şiddetli bir hastalık çekmiştir.Eyyub a.s. sabrın sembolü olup bize sabır müessesinde en güzel misal olmuştur.Rabbimiz O nu Yüce Kitabında övmüştür.Ayette:”Gerçekten biz O’nu sabırlı bulduk.O ne kuldu.Gerçekten O Hakk a yönelendi.(Sad-44.)buyrulmuştur.

Hz.Eyyub a.s. makamını gördüğümde bu sabrın ne derecede olduğunu daha iyi anlıyorum.O küçücük ışıksız yerde yedi yıl şiddetili hastalığı çekmek ancak Rahmanın kuluna yardımı neticesi olan peygamber sabrıyla olacağı kanaatinde karar kılıyorum..

Eyyub a.s. rabbine niyazda bulunmuş:”Allah ım dert vücudumu istila etmektedir.Sen esirgeyicilerin esirgeyicisin.(Enbiya-83) Allah u Teala da kitabında buyrulan şu ayeti celile ile: “Ey Muhammed!Kulumuz Eyyub ude an! O vakit rabbine nida etmiştir.Gerçekten şeytandan bana yorgunluk ve azab verici şeyler dokundu. Ayağını yere vur ! işte bu hem yıkanılacak ,hemde içilecek serin su.(Sad-41.42.) buyurarak Allahu Teala Eyyub kulunun duasını kabul buyurmuştur.

Hz.Eyyub ta bu sudan içerek ve yıkanarak şifa bulmuş eski sıhhatine rabbinin ikramı ile kavuşmuştur.

..Evet Urfa tarihiyle , topraklarında yaşayan peygamberiyle ne kadar anlatılırsa anlatılsın bitirilemez.Bu yazımda sizlere nacizane Urfa yı kendi lisanımca anlatmaya çalıştım.

Rabbim bizlere Hz. İbrahim in teslimiyeti , Hz.Eyyub a.s. ın sabrını ikram etsin.Bize gazabıyla değil ,rahmetiyle muamele buyursun inşallah.

Sizlere tavsiyem Urfa yı yakın zamanda ziyaret etmiş bir kardeşiniz oalrak gezi rehberinize göz atıp planlar yaparken Urfa yı göz ardı etmemeniz ve en yakın zamanda Urfa’nın manevi havasını yerinde teneffüs etmeniz ,gidip görmenizdir.

Vesselam
Baki muhabbetle..

“Şerefi başka yerde aramayın!”

29 Nisan 2009 Yazan admin  
Kategori Manşetler

Şam yolculuğunda, Hz. Ömer ile kölesi beraberlerindeki tek deveye nöbetleşe biniyorlardı. Şehre girişte, sıra köleye gelince, Halife devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Devenin yularından tuttu. Ayakkabılarını çıkarıp dereden geçti. Uzaktan bakan; deveye binmiş köleyi halife, devenin yularını çeken Hz. Ömer’i de köle zannediyordu.

Bunu gören ordu komutanı Ebu Ubeyde bin Cerrâh dedi ki: “Efendim, bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptığınızı nasıl izah edebilirsiniz? Sizi köle zannedecekler, küçümseyecekler.”

Hz. Ömer buyurdu ki: “Ey Ebu Ubeyde! Senin bu sözünü işitenler, insanın şerefini, vasıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelil ve hakir bir kavimdik. Allah Teâlâ, bizleri Müslümanlıkla şereflendirdi. Bundan başka şeref ararsak, Allah Teâlâ bizi zelil eder, her şeyden aşağı eder.”

Bu şekilde şehre girdiler. Gerçekten bu hareketi, onun şerefini küçültmedi, aksine büyüttü. Biz bile 1400 sene sonra, burada, örnek bir hareket diye anlatıyoruz. Eğer tersi olsaydı, o zaman orada unutulup gidecekti. Halife Hz. Ömer, başka bir zaman yine Şam’a gidiyordu. Şam’da veba hastalığı olduğu işitildi. Bunun üzerine; “Şehre girmeyelim. Birinizin bir çayırı ile bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allah Telâ’nın takdiri ile göndermiş olur.”

Sonra Abdurrahmân bin Avf’ı çağırıp sordu: “Sen ne dersin? Resûlullah (sav)’dan işittim. “Veba olan yere girmeyiniz ve veba olan bir yerden, başka yerlere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız!” buyurmuştu.

Halife de; “Elhamdülillah, benim sözüm, Resulullah’ın sözüne uygun oldu” deyip, Şam’a girmedi. Böylece ilk defa karantina uygulaması yapıldı. Veba bulunan yerden dışarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helâk olurlar.

Aynı yolu takip eden üç kişi

Hz. Ömer, devlet başkanı seçildiğinde, Hz. Ebu Bekir’e tayin edilen maaş kadar ücret alıyordu. Bu şekilde bir müddet devam edildi. Daha sonra, Hz. Ömer, geçim sıkıntısına düştü. Bu durumu gören, Ashabın büyüklerinden bazıları toplanıp, bu durumu görüştüler. Zübeyr bin Avvam, kendisine söyleyerek maaşını artırma teklifinde bulundu.

Hz. Ali: ‘Bu teklifi kabul edeceğini zannetmiyorum. İnşallah kabul eder. Gidip teklifi bildirelim’ dedi. Bu arada, Hz. Osman söz alıp buyurdu ki: ‘Ömer’in hak ve adalette ne kadar tavizsiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu teklifimizi bizzat kendimiz değil, kendisini kıramayacağı birine söyletelim. Bunu, kızı Hafsa teklif etsin!’

Hz. Hafsa, babasının yanına varıp teklifi bildirince, çok hiddetlendi. Sonra kızı Hz. Hafsa’ya sordu: ‘Sen Resûlullah’ın evinde iken, Allahın Resulünün giydiği en kıymetli elbise neydi?’

- İki tane renkli elbisesi vardı. Elçileri onlarla karşılar, cuma hutbelerini bunlarla okurdu.

- Peki, yediği en iyi yemek neydi?

- Yediğimiz ekmek, arpa ekmeği idi.

- Senin yanında kaldığı zamanlar, yerde yaygı olarak kullandığınız en geniş, en rahat yaygı neydi?

- Kaba kumaştan yapılmış bir örtümüz vardı. Yazın dörde katlar, altımıza yayardık. Kış gelince de, yarısını altımıza yayar, yarısını da üstümüze örterdik.

Daha sonra Hz. Ömer buyurdu ki: ‘Ey Hafsa, benim tarafımdan, seni gönderenlere söyle! Resûlullah efendimiz kendisine yetecek miktarını tespit eder, fazlasını ihtiyaç sahiplerine verirdi. Kalanı ile yetinirdi. Vallahi ben de kendime yetecek olanını tespit ettim. Artanını ihtiyaç sahiplerine vereceğim. Ve bununla yetineceğim.

Resûlullah efendimiz, ben ve Hz. Ebu Bekir, bir yol takip eden üç kişi gibiyiz. Onlardan ilki nasibini aldı ve yolun sonuna vardı. Diğeri de aynı yolu takip etti ve O’na kavuştu. Sonra üçüncüsü yola koyuldu. Eğer O da öncekilerin takip ettiği yolu takip eder, onlar gibi yaşarsa, onlara kavuşur ve onlarla beraber olur. Eğer öncekilerin yolunu takip etmezse, başka yoldan giderse, onlarla buluşamaz.

Roma’yı dize getiren Halife, bekçilik yapıyor!

Müslümanlar, bulundukları yerlerde oturan gayri müslim halkı korumaları altına aldıkları gibi, turist olarak gelen veya ticari maksatla gelmiş olan gayri müslimleri de sınırları dâhilinde koruma altına alırlardı. Onların zarar görmemesi için, her türlü tedbiri alırlardı. Bunun geçmişte sayısız örnekleri vardır.

Meselâ, Halife Hz. Ömer zamanında, bir ticaret kervanı gelip, gece Medine’nin dışında konakladı. Yorgunluktan hemen uyudular. Bu sırada, herkes uyurken, Halife Hz. Ömer, şehri dolaşıyordu. Dolaşma esnasında bunları gördü.

Hz. Ömer, Abdurrahmân bin Avf’ı da yanına alarak sabaha kadar nöbetleşe, bu kervanı beklediler. Sabah namazında mescide gittiler. Kervanda bulunan bir genç, o sırada uyanmıştı. Bunları takip edip, arkalarından gitti.

Soruşturup, kendilerine bekçilik eden şahsın Halife Hz. Ömer ile arkadaşı olduğunu öğrendi. Gelip, arkadaşlarına anlattı. İnanamadılar: “Sen yanlış görmüşsündür. Halifenin, gecenin bu vaktinde burada işi ne? O sarayında kuş tüyü yatağında yatıyordur.”

- Sizin gibi önce ben de inanamadım.

- Sonra nasıl inandın?

- Sabah olup ortalık aydınlanınca, buradan ayrıldılar. Ben de merak edip arkalarından gittim. Camiye girdiler. Yolda karşılaştığım birisine; “Bu kim” diye sordum. “Halifemiz Ömer” diye cevap verdi.

Bu konuşmaları dikkatle dinleyen kafile halkı, derin bir sessizliğe büründü. Kimsenin konuşacak, bir şey söyleyecek hâli kalmamıştı.

Uzun süren bir sessizlikten sonra, içlerinden biri sessizliği bozdu: “Daha ne duruyoruz? Bu hâl İslâmiyet’in gerçek din olduğuna delil olarak yetmez mi?

Diğerleri de bu söze katıldılar. Roma ve İran ordularını perişan eden, adaleti ile meşhur yüce Halifenin, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyet’in hak din olduğunu anladılar ve seve seve hepsi Müslüman oldular.

Halid Meşal ve Hamas Hareketi

28 Nisan 2009 Yazan Yavuz YILDIRIM  
Kategori Manşetler

Hamas’ın Şam’da bulunan Siyasi Büro Şefi Halid Meşal, hareketin siyasi liderliğine üçüncü kez seçildi.
Üst düzey bir Hamas yetkilisinin yerel Maan haber ajansına verdiği bilgiye göre, birkaç gündür Orta Doğu çapında yapılan gizli seçim sonuçlarına göre Meşal, 4 yıl daha hareketin bir numaralı adamı olacak.

Peki Halid Meşal Kimdir ?

Künyesi Ebu’l-Velid olarak tanınır.
Künye verilmesi işi tüm Araplarda olduğu gibi Filistinlilerde de yüzyıllardan beridir devam eden bir gelenektir.
RamAllah şehrinin Selvad şehrinde dünyaya geldi.
İslami akım, Hak grubu kuruculuğu, Filistinli Öğrenciler Birliği’nin başkanlığı gibi oluşumlarda yöneticilik ve kuruculuk görevlerini üstlendi. Genç yaşına rağmen çok aktif bir ve atılgan yapıya sahipti.
Şuanda ise Hamas’ın genel yöneticisi olarak Şam’da hayatına devam ediyor.

Halid Meşal’e bir çok kez Siyonist İsrail Devletinin istihbarat teşkilatı olan MOSSAD tarafından suikast yapılmak istense de başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

İŞTE HALİD MEŞAL’IN HASTANEDEKİ O GÖRÜNTÜSÜ

Bütün Filistinli liderler gibi Halid Meş’al de siyonist işgalcilerin hain suikast girişimine maruz kalmıştır. Bu girişim Siyonist İsrail işgal devletinin başbakanlık makamında Benjamin Netanyahu’nun bulunduğu dönemde, bizzat Netanyahu’nun kararıyla ve takibiyle 25 Eylül 1997 tarihinde Ürdün’ün başkenti Amman’da gerçekleştirildi. MOSSAD ajanları bu girişimde çok farklı bir metot kullanarak silah yerine solunum organlarına zararlı zehirli bir madde saçan cihaz kullanmış ve amaçlarını arkadan yanaşarak gerçekleştirmeye çalışmışlardı. Dolayısıyla Meş’al bu cihazın yaydığı maddeden bayağı etkilendi ve epey bir süre hastanede tedavi gördü. Ancak Allah’ın izniyle kurtarıldı. Suikast girişiminin o zamanki ABD Dışişleri bakanı yahudi asıllı Albright’ın Ortadoğu ziyaretinin hemen ardından gerçekleştirilmesi dikkat çekiciydi ve Netanyahu’nun suikast planını ona danışarak hazırladığı tahmin ediliyordu. Ancak sahte Kanada pasaportu taşıyan suikastçılar başarılı olamadılar ve koruma görevlileri suikastçı iki kişiyi yakalayarak Ürdün güvenlik teşkilatına teslim ettiler. Ne var ki zamanın Ürdün kralı Hüseyin, İsrail başbakanı Netanyahu ile pazarlık yaparak, o sıralarda işgal devleti zindanlarında olan Şeyh Ahmed Yasin’in serbest bırakılması karşılığında söz konusu suikastçı ajanları işgal devletine teslim etti. Bu pazarlıkta ne HAMAS’ın ne de serbest bırakılan Şeyh Ahmed Yasin’in payı olmuştur. Pazarlık tamamen Kral Hüseyin’le siyonist Netanyahu arasında tahakkuk etmiştir.

Ürdün yönetimi daha sonra işgalci siyonist devletle işbirliği yaparak HAMAS’ın Amman’daki bürosunu kapattı ve hareketin siyasi kanadını temsil eden dört liderini sürgün etti. İşte o sürgün olayında Halid Meş’al de Ürdün’ü terk etmeye zorlandı. (Diğer üçü: Dr. Musa Ebu Merzuk, Muhammed Nezzal, İbrahim Goşe)

Halid Meşal hayatını ALLAH yoluna adayan bir dava adamıdır.
Filistindeki müslümanların müreffeh yaşamları için mücadele eden bu dava insanına baş koyduğu yolda ALLAH zafer ihsan eyler inşALLAH…

fatihinnesli.com / Yavuz YILDIRIM


Önceki Yazıları
Cansuyu Öyküleri - Röportaj
Gazze’nin Aslanları
Sagopa Kajmer “Ateşten Gömlek”
Halid Meşal ve Hamas Hareketi
2009 Yerel - Ak İcraatlar
Fatihinnesli - Seçim Analizi

Sonraki yazılar »